Merhaba değerli okurlar!
Bugün 18 Mart. Çanakkale Savaşı'nın 110. yıldönümü.
Burada savaşın nasıl çıktığı, hangi devletler arasında olduğu, sebebleri ve sonuçlarından bahsetmeyeceğim. Çünkü mektep yüzü görmüş herkes az veya çok bu konuya vakıftır. Beni, (eminim ki sizleri de )savaşın içeriğinden çok Çanakkale' nin manevi yönü cezbediyor. İşte bu ruhu anlayabilirsek ve gelecek nesillere anlatabilirsek ,bu vatanın gerçek sahiplerinin ruhları huzur bulacaktır.
Osmanlı üst üste aldığı yenilgilerle çok yorulmuş ve bîtap düşmüştü. Karşısındaki itilaf devletleri çok güçlüydü. Tek hedefleri Çanakkale Boğazı'nı geçip İstanbul'u işgal etmekti. Savaşı kazanacaklarına kesin gözüyle bakıyorlardı. Çünkü modern silahlar ve güçlü donanmalar karşısında, mühimmat bakımından zayıf , ve eski gemilerle savaşa katılan bir Osmanlı vardı. Elbette özgüvenleri ve galip geleceklerine olan inançları çok yüksekti. Ama unuttukları ve onlarda olmayan bir şey vardı. İman gücü. Türklük gurur ve şuuru, bağımsızlık aşkı , ölüme karşı korkmadan meydan okuma. İşte bu değerler bütün silahları etkisiz hâle getirecek ve batı bular karşısında neye uğradığını şaşıracaktı.
Türk'e kim pranga vurabilirdi? Hasta zannettikleri dev uyanmıştı. Ayaklarına takılan esaret zincirlerini kırma vakti gelmişti. Anadolu Kürd'ü ,Laz'ı, Çerkes'iyle top yekün birlik olup ayağa kalkmıştı. Çanakkale'ye 15' liler, 45 ' liler 70'ler yağıyordu. Arkalarında bıraktıkları ana ,baba ,eş, çocuk ve sevdiklerini düşünmeden , geri dönemeyeceklerini bile bile vatan uğruna aşkla şehadete koşmuş, bütün dünyaya unutulmaz bir ders vermişlerdi.
Çanakkale; birliğin ,kardeşliğin ,onurun, dirilişin ve insanlığın sembolüdür.
Çanakkale; mermilerin değdiği yerden güller açtığı yiğitlerin, gül bahçesidir.
Çanakkale; yok edilmek istenen bir milletin şahlanışının destansı öyküsüdür.
Çanakkale; kazma küreğin tüfeğe, çarığın postala , açlığın tokluğa, cesaret ve fedâkârlığın korkaklığa, hakkın bâtıla, şehâdetin yaşamaya galip geldiği yerdir.
Çanakkale; nice mûcizelerin gerçekleştiği, tarihi canıyla kanıyla yazanların, inancın, azmin ve bağımsızlığın savaşıdır.
Çanakkale; Necid Çöllerinde savaşın kazanıldığını öğrenen Mehmet Akif'in ,saatlerce secdeye kapandığı ve "yâ Rabbi! Çanakkale Savaşı Destanını yazmadan benim rûhumu alma" diye dua ettiği Akif'in vatan aşkıdır. Hiçbir savaşa katılmadığı halde orada olan olayları sanki yaşamışçasına yazdıran ilâhî gücü ve böyle bir aşkı kim tasavvur edebilir ki?
Değerli okurlar! Akif'in Çanakkale Şehitlerine yazdığı şiirde bahsi geçen "Âsımın nesli" işte bu ruhtur. Vatanını ,milletini , dinini canından aziz bilen,bu uğurda yılmadan savaşan ,ilim irfan sahibi, ahlaklı,çalışkan bir gençlik.
Burada en büyük görev eğitimcilere düşüyor. Bu kurtuluş destanlarının nasıl ve kimler tarafından ,hangi ruhla yazıldığını anlatarak, hayal etmelerinden öte,hayallerini gerçekleştirecekleri bilgi ve ahlâki eğitim vererek yeni Asım'ın nesillerini yetiştirmek gerekir. İşte o zaman şehitlerimizin ruhları huzur bulur.
"Âsım'ın nesli, diyordum ya, nesilmiş gerçek
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek."
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu vatan için canlarını hiçe sayan tüm şehitlerimizin mekanları cennet ruhları şâd olsun. (Amin)
ÇANAKKALE'DE
On sekiz mart, filolar çarpışıyor Marmara'da
Yaşı on beş ,yaşı altmış ,yaşı kırklar burada
O ne hengâme, nasıl mâvi cehennem ki sular
Yanıyor bak beşeriyyet ,batı takmış da yular
Önce sarsıldı deniz ,can çekişir uygarlık
İnsafın zerresi yok, şahlanıyor barbarlık
Ocean zırhlısı şaşkın ,şu küçük Nusrete bak
İki muhrip batırırken, coşuyor satvete bak
Sonra başlar karadan orduların cenkleri âh !
Arz da mahşer kurulur, gökleri kaplar eyvâh
Saldırırken tepelerden ,ulu dağlar uluyor
Mermiler çarpışıyorken ,ne civanlar ölüyor
Kiminin mavzeri bomboş, kiminin bombası yok
Elde tırpan, ayak üryân, kiminin urbası yok
Coştu îmanlı gönüller kuru dillerde niyâz
Her taraf âteşi sûzân, yakıyor arşı ayâz
Analar koçları sürmüş kına yakmış ebede
Dualardan sabır örmüş, boyun eğmiş Samed'e
Âh, ne cân var ne de cânân, yücedir kalpte yatan
Tek yürek sanki yiğitler, koşuyor aşk-ı vatan
Yağıyor düşlere kurşun ,bu ne vahşet, bu ne kan
Siz münevver geçinenler, medeniyyet mi akan
Savaşın zulmeti yıkmış, çöküyor arza melâl
Mağrurîyet boğulurken ,haçı sindirdi hilâl
Nice aslan yatıyor gözleri gülmüş kalmış
Toprağın mâtemi var, kurşuna kurşun dalmış.
Geceler kor ,geceler zor, ışıtır yüzleri mâh
Çehrelerden dökülür nûr, süzülür göklere âh
Bir ulus kurtuluyorken ediyor cânı fedâ
Yüce göklerde şölen var ,bu senin çün şühedâ
Bastığın toprağa dön bak, egemenlik akıyor
Dağların sırtına düşmüş ala güller kokuyor
Her niyâz yükseliyorken ebedin mâbedine
Şehidin makberi gülşen, gülüyor Mehmed'ine
Parlıyor şavkı ayın kırmızının üstünde
Coşuyor ruhları şen ,cenneti var destinde
feilâtun / feilâtun / feilâtun / feilun
NECİBE TAŞKIN ÇETİNKAYA