Tüm canlı varlıklar dişi ve erkek olmak üzere iki türden ibaret var olmuş ve yaşamsal
döngüsü de bu şekilde kurgulanmıştır. Canlılar içerisinde insanın tanımına bakacak
olursak; Toplum halinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği
olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve
biçimlendirebilen canlı olarak tanımlandığını görmekteyiz. İnsan da kadın ve erkek
olarak yaşamsal döngüde yerini almaktadır. Bu akış içerisinde her iki canlı türünün
değişik rolleri, görevleri toplumlar ve zaman içerisinde şekillenmiş ve sanki
sabitlenmiştir. Görevlerin işlevi bakımından tüm görevlerin ayrı önemleri olsa da
kadınlar insanların kutsalı olmakla daha bir öneme sahiptir. Bu itibarla kadının en
önemli isimlerinin başında "anne" gelmektedir.
İnsan, hayvanlarda olduğu gibi doğduğunda kendi kendine yeter durumda değildir.
Bilinci yerinde değil, yürüyemez, konuşamaz, göremez, beslenemez, kendi yaşamını
sağlama becerisi bulunmaz. İnsanın olmasını sağlayan anne, genellikle dünya
yaşamında da her türlü ihtiyaçlarını karşılayarak onun var olmasını sağlamaktadır. Bu
itibarla kadın, insan toplumunu kurandır.
İnsanlara yürümeyi, iyiyi-kötüyü ayırt etmeyi, konuşmayı, beslenmeyi, temizlenmeyi
gibi birçok şeyi ilk öğreten annedir. Bu itibarla kadın, insan toplumunun ilk eğitimcisidir.
Tarih boyunca esin kaynağı kadınlar olmuş; en ünlü sanat ustaları, yazım ustaları,
şairler genellikle erkeklerden çıkmış önemli eserlere imza atarak insan ruhunun
gelişimine katkı sağlamışlardır. Bu itibarla kadın, insan ruhunu şekillendirendir.
Kadın ve erkek iki parçalı bir bütünün eşit paydaları olmasına rağmen insanlık tarihi
boyunca fiziksel olarak biraz daha güçlü olan erkekler kendi çıkarları için güçlerini
kullanmışlar ve erkek egemen toplumlara neden olmuşlardır. Bu bazen kadını geri
saflara ötelemiş, o toplumun geri kalmasını sağlamıştır. Bizim toplumumuz bu konuda
Atatürk gibi büyük bir şansa sahip olmuştur. Atatürk "Yeryüzünde gördüğümüz her
şey, kadının eseridir" ve "İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan
mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de
kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle
bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?" sözleri ve anlayışı ile 5 Aralık 1934
tarihinde kadınlara seçme ve seçilme hakkı veren kanun kabul edilmiş ve her yıl
"Kadın Hakları Günü" olarak kutlanmaktadır.
Toplumun kadına bakış açısı; onu küçümsemeden, emanet gibi görmeden, şiddete
başvurmadan, her an yanımızda olan ve eşit birey olarak görmeliyiz. Kadın hakları
kavramından ziyade insan haklarını esas almalıyız. Sürekli kadınlarla ilgili günler icat
etmenin bir yararı yok, zaten kadınlar her gün kutsalımız ve değerimizdir. Sadece
zihniyetimizi değiştirmeli, eğitmeliyiz.
Unutmayalım ki; hepimiz bu dünyanın vatandaşı ve bir ağacın meyveleri, bir dalın
yapraklarıyız.
Sevgiyle kalın…
Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.