Bize Arapça kökenden gelmiş olan "had" kelimesi, dilimizde "sınır" anlamında
kullanılmaktadır. Haddin bilinmesi ifadesi de; kendi yerinin, konumunun bilinmesi
anlamında kullanıldığı görülmektedir. Haddini bil", "haddini aşma" veya "herkes haddini
bilsin" ifadeleri kullanıldığında zaman zaman hakaret gibi algılanıp mahkemelerde dava
konusu olsa da, ceza hukuku bakımından suç olmadığını Yargıtay kararlarında görmek
mümkündür.
Konuşmalarımızda haddini bilmekle ilgili çok deyişler kullanmaktayız. Ve bir
gün Mevlâna'ya sormuşlar; "o kadar okur ve yazarsın da, ne bilirsin" diye… Mevlâna da
"haddimi bilirim" diye cevap vermiş.
İnsan toplumsal bir varlık olması nedeni ile toplu yaşam tarzı vardır. Öyle olunca da
toplum düzenini sağlamak için kurallar düşünülmüş ve herkesin buna uyması istenmiştir.
Bu kuralları hem ilahi olarak peygamberler, hem de devletler olarak anayasa, yasa,
yönetmelik-mevzuatlar şeklinde ilan edilerek insanların uyması istenmiş, uyulmaması
halinde ise cezalar düşünülmüştür.
Mahkemeler, yürürlükteki bu kurallara uyulup uyulmadığına bakarak karar vermektedirler.
Gerçekten de her şeyde haddini bilmek çok önemli bir anlayıştır. Bu anlayışın yerleşik
olduğu gelişmiş toplumlarda empati ile huzurlu bir ortamın sağlandığı, insan odaklı
zihniyetlerin hakim olduğunu görmekteyiz.
Bu toplumlarda kurnazlık diye de bir ifadenin olduğunu sanmıyorum. Kurnazlık, şark kurnazlığı bize özgü bir ifade olarak bencillik ve
menfaat içeren, genellikle eğitimsiz kişilerde görülebilmektedir. Toplu yaşamın olduğu
mekânlara bakacak olursanız; bu mekânlarda ortak alanları kullanma çabasında olanların
bu kurnazlar olduğu hemen anlaşılabilir.
Haddini bilmeyen kurnazlar kendi çıkarına uymayan kuralları tanımazlar; engelliler için yapılmış park alanına park edenler onlardır.
Balkondan aşağı izmarit-çöp atarken alt katta oturan insanların üzerine attıklarını
düşünemezler. Kapısının önüne ayakkabı ve malzeme koyarken bir başkasının hakkına
tecavüz ettiğini ve rahatsızlık verdiğini bilmezler. Duruma bakıldığında arıza her alanda
kendini göstermektedir. Ambulans sireninin biraz uzun çaldığını işitirseniz yol vermeyen
şoförlerin de aynı anlayışta birisinin olduğuna emin olabilirsiniz.
Bu gidişle haddini bilmeyen bir topluma dönüşme tehlikesinin olduğu çevremizdeki
örneklerin çoğalması ile vahim gidişat anlaşılmaktadır.
Devletimizin bu konuda acilen gerekli önlemleri alması gereklidir. Önlemlerin başında eğitim gelir elbette… İlkokula
başlandığında iki yıl başka bir şey öğretilmeden; okuma-yazma, kurallara uymak, kendini
tanıma, empati-psikoloji gibi konularda insanlar eğitilmelidir. Bilhassa insanlarımızın
duygudaşlık becerisi kazanması ve sürekli davranış şekline dönüşmesi mutlaka
sağlanmalıdır. Kurallara uymamanın, haddini bilmemenin sonucunda kişilere haddini
bildirecek adil ve caydırıcı yapılanmalar oluşturulmalıdır.
Büyük alim Mevlana'nın vurguladığı gibi her insanın haddini bilmesi halinde; toplumda
çekişme, kargaşa ve kavgalar sona erecek, barış içinde huzurlu bir toplum olacaktır.
Özlenen ve hedeflenen dünya barışının öncelik anlayışı budur. Öncelikle kendi
sınırlarımızı bilmeliyiz, başkasının sınırlarına saygı duymalıyız.
Unutmayalım ki; hepimiz bu dünyanın vatandaşı ve bir ağacın meyveleri, bir dalın
yapraklarıyız.
Sevgiyle kalın…
Neyyir ARIBAŞ