HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 01 MART 2026, PAZAR



Köprüden Geçemeyenler

01.03.2026 00:00
Gündelik dilde yer eden bazı deyimler, bir durumu tarif ederken insan ile güç arasındaki
ilişkinin izlerini de taşır. Bu tür ifadeler, yaşanmışlığın kısa bir kaydı olarak görülür.
"Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı demek" de bu kayıtlardan biridir. Eşitsiz bir
karşılaşmada sözün ve tutumun, doğruluktan çok işlev üzerinden anlam kazandığı bir duruma
işaret eder.
Bu nedenle söz konusu deyim, hayatta kalmaya dair bir bilgiyi içerir. İnsan her an kendini
bütünüyle ortaya koyamaz. Bazen geride durması, bazen sesini kısması, bazen de sesinin
tonunu değiştirmesi gerekir. Bu tutum bir teslimiyet anlamı taşımaz; zaman kazanmak olarak
düşünülebilir. Deyimde geçen köprü bu yüzden önemlidir. Köprü geçildiğinde, dilin ve
tutumun değişmesi mümkün hâle gelir.
Peki her zaman "Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı demek" işe yarar mı?
Bazı durumlarda yaygın kabul gören düşünce, dili ayarlamanın ve zamanı kollamanın her
zaman bir çıkış yolu sunduğu yönündedir. Ancak böyle bir varsayım, gerçeği olduğundan
daha güvenli gösterir. Güçle karşılaşmalarda kullanılan uyum stratejileri çoğu zaman geçici
bir rahatlama sağlar; fakat her durumda kolaylık ya da kurtuluş getirmeyebilir. Güç ilişkileri
çoğunlukla müzakereye açık değildir. Bazı yapılar, ne kadar dikkatli davranılırsa davranılsın,
karşısındakini muhatap olarak kabul etmeyebilir.
Bu tür durumlarda dili başkalarına göre ayarlamak, kimi zaman yüzleşmeyi geciktirir; kimi
zaman da insanın kendinden uzaklaşmasını hızlandırır. Güç karşısında esnek davranmak, bazı
hâllerde yalnızca var olan eşitsizliğin uzamasına yol açar.
Yakup Kadri'nin Yaban'ında Ahmet Celâl, köylülerle karşılaşmasında ne sözüne ne de tavrına
bütünüyle güvenebilir. Konuştuğunda yanlış anlaşılacağını, sustuğunda ise yok sayılacağını
bilir. Bu nedenle davranışlarını sürekli tartar; geride durur, bekler ve gözlemler. Ancak bu
temkinli tutumu, köylülerle bir yakınlık kurmasını sağlamaz. Çünkü romanda belirleyici olan,
Ahmet Celâl'in köylülerle aynı anlam dünyasını paylaşmamasıdır. Onun sözleri köylünün
deneyimiyle örtüşmez; köylünün dünyası da Ahmet Celâl için okunabilir bir dile dönüşmez.
Roman ilerledikçe okur meselenin yanlış bir dil kullanmakla ilgili olmadığını fark eder.
Ahmet Celâl ile köylüler arasında aşılması mümkün olmayan bir boşluk vardır. Bu nedenle
Yaban, köprüden geçiş fikrini adım adım geçersiz kılar. Ne uyum sağlamak ne geri durmak işe
yarar. Köylüler de Ahmet Celâl de aynı köprünün iki ucunda bile değildir.
Bu tür durumlar, deyimin ima ettiği geçici dengeyi boşa çıkarır. "Köprüyü geçene kadar"
sürecek bir ilişki kurulamaz; çünkü geçilecek bir yer yoktur. Ahmet Celâl'in yaşadığı durum,
muhatap bulamamaktır. Roman, bu muhatapsızlığı merkeze alarak şunu gösterir: Bazı
eşitsizliklerde strateji de işlevini yitirir; sözün, davranışın ve niyetin anlamı dağılır. Yaban,
başından itibaren bir köprünün bulunmadığını; varsa bile Ahmet Celâl'in o köprüden geçme
imkânına sahip olmadığını anlatır.

Kuyucaklı Yusuf'ta Yusuf, çevresindeki dünyanın nasıl işlediğini görür; gücün kimde
toplandığını ve hangi sözlerin kapı açtığını da bilir. Buna rağmen köprüden geçmeyi kabul
etmez. Sözü ve tavrı nettir; zamanı ve insanları kollayarak hareket etmez. Bu doğrudanlık,
onun hem gücü hem de açığıdır.
Roman boyunca Yusuf'un karşısına çıkan düzen ve insanlar onu affetmez. Yusuf bu düzenle
pazarlık yapmayı reddeder. Sözü eğip bükmediği için yalnızlaşır. Yaşadığı sarsıcı olaylar, bir
yanlışlıktan değil, bilinçli bir duruştan doğar. Onun doğası böyledir. Yusuf da köprüden
geçemeyenlerdendir.
Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde ise köprüler fazladır; uzundur ve yürüyerek bitecek gibi
değildir. Güç kurumlarda, alışkanlıklarda ve söylemlerde dağılmış hâldedir. Hayri İrdal'ın
dünyasında geçişler süreklilik kazanır. Söz anlam taşımaktan çok bir uyum aracına dönüşür.
Buna rağmen Hayri İrdal da, uyum sağlamaya büyük çaba gösterse bile, bu köprülerden
gerçekten geçebilen bir karakter değildir.
Ve Tutunamayanlar… Bu romanda köprüden nasıl geçileceğine dair bir bilgi yoktur; hatta
köprü fikrinin kendisi belirsizleşir. Deyimin dili burada hiç öğrenilmemiştir. Karakterler ne
zaman susacaklarını, ne zaman geri duracaklarını, ne zaman başka bir sesle konuşacaklarını
kestiremez. Ancak bu durum dünyayla karakterler arasında kurulan ilişkinin yapısal bir
sonucudur.
Selim Işık ve onun etrafında kurulan anlatı, uyumun anlamını yitirdiği bir ortamdan beslenir.
Burada güç tek bir merkezde toplanmaz; dağınık, görünmez ve sürekli değişen biçimler alır.
Bu nedenle de dili ayarlamak, zamanı kollamak ya da geride durmak önemli değildir.
Köprüden geçmek mümkün olmadığı gibi, köprünün nerede başlayıp nerede bittiği de
bilinmemektedir. Karakterler, neye göre davranacaklarını kestiremedikleri için sürekli yanlış
zamanda, yanlış yerde ve yanlış sesle konuşur.
Bu yönüyle Tutunamayanlar, "ayıya dayı demek" bilgisinin artık işlevini yitirdiği bir noktayı
temsil eder. Uyum sağlamak da, karşı çıkmak da sonuç üretmemektedir. Çünkü muhatap
belirsizdir; güçle temas kurmak mümkün değildir. Roman, insanın kendini korumak için
geliştirdiği dilin ve davranışların bile boşluğa düştüğü bir dünyayı anlatır.
Tutunamayanlar'da "Köprüyü geçene kadar" sürecek bir bekleme hâli yoktur; beklemenin
kendisi anlamsızlaşmıştır. Roman, dışarıda kalmayı bir başlangıç noktası olarak ele alır ve
böylece Türk romanında güçle kurulan ilişkinin en kırılgan, en savunmasız biçimini görünür
kılar.
"Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı demek" deyimi, Türk romanında sürekli hissedilen bir
gerilim olarak varlık gösterir. İnsan, güçle her karşılaşmasında ahlâk ile hayatta kalma
arasında bir denge arar. Romanlar ise bu dengenin insan hayatında neye mal olduğunu uzun
uzun anlatır.
Peki bu tutum gerçekten herkes için mümkün müdür?
"Ayıya dayı demek" her zaman öğrenilebilen ya da uygulanabilen bir davranış değildir. Kimi
insanlar için dili ayarlamak, geride durmak ya da zamanı kollamak bir stratejiden çok,
kendinden vazgeçme duygusu yaratır. Buradaki mesele mizacın, karakterin ve tahammül
sınırlarının belirleyiciliğidir. Herkes köprüden geçemez; kimileri içinse o köprüye çıkmak bile
mümkün değildir.
Burcu BOLAKAN / diğer yazıları
•Köprüden Geçemeyenler 01 00:00:00.03.2026
•Düşünmenin Terk Edilişi ve Hızın Ahlâkı: Hannah Arendt - Kudüs’te Eichmann: Kötülüğün Sıradanlığı Üzerine Bir Rapor ve Milan Kundera - Yavaşlık 15 00:00:00.02.2026
•Tekrarı Olmayan Hayatlar: Kundera’da Hafiflik, Ağırlık ve Sorumluluk 08 00:00:00.02.2026
•Ölüm Bir Kurtuluş Mudur? 01 00:00:00.02.2026
•Charles Robert Darwin’de İnsanın Kökeni: Beden, Zihin ve Ahlakın Evrimsel Sürekliliği 11 00:00:00.01.2026
•Charles Darwin’in Türlerin Kökeni Adlı Kitabı: Tür Kavramının Tarihselleştirilmesi ve Doğal Seçilimin Mantığı 08 00:00:00.01.2026
•Cumhuriyet’in Kadın Devriminden Günümüze: 1970’ten 2025’e Türk Kadınının Toplumsal Dönüşümü 07 00:00:00.12.2025
•John Stuart Mill’in Kadınların Köleleştirilmesi ve Kadınların Özgürleşmesi Üzerine: Zorun Yasasından Aklın Yasasına Kadın, Özgürlük ve Uygarlık 13 00:00:00.11.2025
•Müverrih Léon Cahun ve Muallim Barthold’a Göre Cengiz Han / Aklın, Törenin ve Nizamın Kurucu İradesi 05 00:00:00.11.2025
•Cumhuriyet’in Akıl ve İrade Üzerine Kurulu Yolculuğu 27 00:00:00.10.2025
•Oblomov’un Rüyası ve Bizim Gerçeklerimiz: Eylemsizlikten Evrensel İnsanlık Hâline 01 00:00:00.10.2025
•Karamazov Kardeşler’de Karakterler ve Düşünsel Temsilleri 01 00:00:00.09.2025
•FYDOR DOSTOYEVSKİ’NİN İNSANCIKLARI: KÜÇÜK İNSANLARIN BÜYÜK ACILARI 01 00:00:00.08.2025
•Tarihin Coğrafyası: Jared Diamond’un Tüfek, Mikrop ve Çelik’te Eşitsizlik Kuramı 03 00:00:00.07.2025
•Bir Diz Ağrısının Ardında Saklanan Dünya: Safa’nın Koğuşuna Giriş 01 00:00:00.06.2025
•Ateşle Sınanan Hakikat / Giordano Bruno ve Düşünce Özgürlüğünün Bedeli 01 00:00:00.05.2025
•Kan ve Ateş 01 00:00:00.04.2025
•Hüseyin Nihal Atsız’ın Bozkurtların Ölümü Adlı Eseri ve Kür Şad İhtilali 09 00:00:00.03.2025
•Hüseyin Aga ve Cin Osman 03 00:00:00.02.2025
•AĞAÇLI YOL 17 00:00:00.01.2025
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--







logo

   E-posta: bilgi(@)eskisehirdenhaber.net
Tüm hakları Eskişehirden Haber adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.
Mobil uyumlu haber yazılımı: www.eticaret.com.tr