Sizleri meğersimedim zannetmeyin sakın!
İşlerim çoğudu, ağnarsınız ya gışa hazurluk işleri işte...
Bıldır sene de yaptım, gendümü bildüm bileli de yapıyam.
Gerçi ben, eski ben değulüm, azıcuk bi iş yapsam ferim festim kesiliya, takım dayanıya! Gençliğinen, yaşluluğu birbirine garuştumamak ilazım, atuk yoruluyok da!
Biraz diğnenelim diyok, olmıya, hiç dur durak da yok ki bu dünyada bizlere. Napalım Allah sağlığumuzu eksük etmesin de, iş dedüğümüz nedü ki, yapalım gine de, yeter ki göğüllerimiz hoş olsun.
Gelelim mahlemize...
Ben devamını ağnadayım sizler de gine diğneyin emi?
Bağa o nadar çağe demeyin, yoğsa ağrıma gider.
Memleketimde bazı tek tük cimri zengünle varıdı ki, paraya hiç gıyamazlardı, ödleri gopardı paraları gidecek diye!
Züğürtle ise göğülden zengünüdü.
Durumu biraz iyi olup paraya gıyanlar, düğünlerde Havza'dan gırnatacı goca Memet'i getittiriyodu.
O zamanın Klarnetçi Hüsnü Şenlendirici'si de oydu.
Gelin almada arabala sayuludu, bizim düğünde şu kadar araba varıdı diye övünüdü insanlar.
Gız çocukları mahlede gapı önlerinde daha küçük yaşta el işi yaparlarıdı.Ben de çangada bacağıynan, el işlerine, ev işlerine çok düşkün, çarpana çalan evcimen bir kız çocuğuydum.
Düğün zamanı çeyiz sermede garyola takımları, namazloğular, yaygılar ganeviçe işlemeleri, allı morlu iğne oyalı yemeniler, beyaz pullu boncuklu tülbentler, el beziler, lifler v.s göz ucuyla çaktırmadan sayulu, oğa buna ballandura ballandura annatıludu.
O zamanlar gızlar ve erkekler birbirini ya düğünde, ya bayramda, ya okulda, ya da mahlede beğenip istedilüdü.
Görücü usulünde de, ya gadınla hamamda beğenip, ya yolda izde görüp, kimin nesi kimin fesi diye soruşturup, ya da tavsiye üzerine,
herhangi bi şeyi mahana ederek gızlar görülü, beğenürlerise ailesinden istenüdü.Sonrasında sıraynan söz kesme, nişan, gelin hamamı, çeyiz serme, gına alma, gelin alma, yüz görme ve düğün yapuludu. Ardından da " Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine " der evlerimize dağıluduk.
Bizim çocukluğumuzda çoluk çocuk herkesin bildiği Köprü'müzün bal dodaklı Hacı Selahattin amcası varıdı.
Çok becerüklüydü, her şey gelidü hem elinden hem dilinden.
Elinde siyah büyük bir çantasıyla, telaşeli haliyle sünnet, pansuman,
iğne yapma, tansiyon ölçme v.s. yaparak, motorskletiyle ev ev, sokak sokak gezer dururdu. Çok datlu dillü, güler yüzlüydü, diliyle insanları ayar bayardı.
Gül gibi geçinen iki eşi de kasabamızın diplomasız iğnecileriydi.
Mahledeki dondurmacımız ise " Şeytan Memet " lakaplı bi
büyüğümüzdü. Yazın dondurmayı kendisi yapar, kendine has arabasıyla sokak sokak gezerdi.Gezerken de " don don geldi " der avaz avaz, devamını getümezdi. Biz çocuklar hemen beş kuruş, on kuruş, yirmi beş kuruş, elli kuruş elimizde ne varsa parayı alan dondurmacıda alıyodu soluğu.
Bi de Pamuk Helvacı geçerdi sokağımızdan.
Parası olmayandan para istemezdi, yaluğuz evden bir su bardağı şeker götürene özel makinesi ile çubuğa pamuk helvayı sarar, elimize verüdü. O an biz çocuklar için mutluluk anıydı, elimizle gopara gopara zoğul zoğul yirdük, elimizin şilepe olmasına da hiç aldumazduk.
Tikenli mahalle bakkallarımız Cumhur abi, Çomulu amca, Latife teyzeden hangisinde varsa Elma Şekeri alacam diye naylon terliğiminen goşarak, pirabi sıçırıyarak giderken gayırıdan düşdüğümde, ganattığım dizimi umursamayışım, dünyayı elma şekeri tadında görmem miydi acaba?
Özel kabında leblebi tozunu (puhud) içinden çıkan kaşığıyla yirken, genzime gaçsa da yemekten vazgeçmeyişim geçip duruya gözümün öğünden...
Eskiden pasta falan yoğudu, anne kurabiyeleri vardı bardakla hamurunu kestiğim, döke saça severek yeduğüm.
Mahlemizde saçı sakalı birbirine garışmış, evinde yaluğuz yaşayan, sokakta gelip giderken kimseye bi zararı dokunmayan, gariban " Dim Dim " lakaplı amcamız varıdı.Geniş bahçesinin etrafı çitinen çevrülüydü.Sokakta biz çocuklar oynarken topumuz bahçesine gaçardı.Bazı çocukla bahçesine girip topu almaya çaluşuken onunla hapahap karşulaşudu.O çocukları bahçesinde görünce gızarak nasıl da govalardı ya da topumuzu kesip sokağa atardı.
Bu yüzden midir nedir, çocuklar onu hep delü deyip gızdırularıdı.
Şimdi hepisi rahmetli oldula! Nur gölünde yatsınla inşallah.
Çoluk çocuk gittüğümüz gışlık ve yazlık açık hava sinemaları varıdı.
Sokak aralarında, iki gişi sinema reklam tabelasını taşırdı, birinin elinde hoparlör oynayacak olan filmin duyurusunu yapardı.
Her yıl kasabamızda panayır kurulur, eğlenme amaçlı herkes akın akın evlerden sıldırıdan gider, orası ana baba günü oludu.
Sihirbazla gelüdü, türlü türlü çeşitli oyunla sergülerdi bizlere, göz yanılgısı oyunlar bize essah gibi gelüdü.
Kimi satış reyonlarında çekilişle mutfak ve elektronik eşya satarlardı.
Ne çok müşterisi oludu, herkes en büyük eşya bana çıkacak diye bilet alıp bekler, sonunda hayal kırıklığına uğrar, önüne bakarak kös kös giderlerdi.
Ben en çok lunaparkı hazididüm.
Dönen salıncaklara, dönme dolaplara, çarpışan otolara, balerin kıza binmek için nası da heyecanla bekler; bindükden sona da başım dönerdi de, o anda dünyanın da döndüğünü hiç ağnamazdım.
Uzun tahta bacaklı cambaz mahle mahle gezer, o yürürken bütün çocuklar dakuludu peşine ne hikmetse!
Panayırın son günlerinde çamlıkta yağlı güreş müsabakaları düzenlenidü, seyretmeye giderdük babamnan.
O kadar çok şey geçiya ki aklımdan, sizi yazımı okurkene sıkmayayım diyam da, gine de yazamadan duramıyam!
Yazmayı çok hazidiyam, bu aralar ajans falan da bek dinemiyam.
Çünkü kötü havadislere ne gadar çok üzülüyam, dayanamıyam, yüreem galdumuya.
Gendüme dakma gafaya, alduruş etme diyam, gine de dinetemiyam.
Lojmanlar hariç evlerde kalorifer yoğudu, mutfaklarda guzine sobaları varıdı bacaları tüten...
Üstünde bakır kaplarda yemek pişeridi, demini alan çayımız da varıdı fokur fokur kaynayan...
En gözel ve en lezzetlü kestaneyi guzinenin üstünde bişirüdük.
Fırınında neler yapmazduk ki!
Börekler çörekler, ekmekler, gurabiyeler yapar, patatesleri közlerdük.
Sobanın hemen yanında gıvrılıp yatan kedilerimiz varıdı...
Bakmayın siz onların mışıl mışıl uyuduğuna, eski kulağı kesiklerden,
fare canavarlarıydı.Kedi olan evlere fareler yanaşmazdı.
Guzineler...üzerinde güğümlerin gaynadığı, yemeklerin tıkırdadığı, çaydanlığın fıkırdadığı, fırınında böreklerin gızardığı, kestanelerin,
patateslerin, şeker pancarının piştiği ne gözel bi sıcaklıktı insanların ruhuna işleyen...
Mutfak dediğime bakmayın, orası hem oturma odası, hem misafir odası, kışın da yatak odası, banyo niyetine de kullandığımız hayat dolu çok yönlü bir odaydı.
Devamı gelecek...
AYLA CERMEN TÜFEKÇİ
Öykümü Samsun / Vezirköprü ağzıyla yazmaya çalıştım.
Hatalarım varsa affola.
Bazı laflarımı ağnamayanlara açıklayıcı bilgileri gine aşşaya yazdım.
Mahle (Mahalle) / Meğersemek (Önemsemek) / Bıldır sene (Geçen sene) / Atuk (Artık) / Göğül (Gönül) / Ağnadayım (Anlatayım) /Züğürtle (Fakirler) / Gırnata (Klarnet) / Gadınla (Kadınlar) /
Mahana ( Öne sürülen sözde neden, gerçek olmayan neden)
Gopara gopara (Parçalayarak) / Şilepe (Tatlı bulaşığı) /Aldumazduk (Aldırmazdık) / Goşarak (Koşarak) /Gözümün öğünden (Gözümün önünden) / Delü (Deli) / Hazidüdüm (Severdim) / Ağnamazdım (Anlamazdım) / Babamnan (Babamla) / Ajans (Haber) / bağa( bana) / gışa (kışa) / diğnenelim (dinlenelim) / o nadar çağe ( o ne kadar çene) / yaluğuz (yalnız) / zoğul zoğul yirdük( dinlenmeden,aralıksız ) pirabi sıçırıyarak (pire gibi sıçrayarak ) / çarpana çalan (telaşeli) / sıldırıdan (sessizce) hapahap (birdenbire,ansızın) / nedükü (nedir ki ) takım dayanıya (çok yoruluyorum) çangada bacağıynan (küçükken)
gızlar( kızlar)yoğsa ağrıma gider (yoksa üzülürüm)yapuludu (yapılırdı) / guzine (kuzine) eksük (eksik) / dakuludu peşine (takılırdı peşine) gayırıdan ( ansızın) ferim festim kesiliya (sıkıntı basmak)