DAĞ ESİNTİLERİ -Kayı Köyü-
üstünde keklikler uçan şu koca Kale'nin
kalbi çarpar taşların zirvesine gelenin
avcılar zalim arada tüfekleri patlatır
sararır yüzleri ah o sarı benizleri
dağlar çeker akşam karanlığında sesleri
yıldırımlar iner kayaları çatlatır
ince vuruşların o temiz hisleridir
bin seçilmez keklikten o öten biridir
acı bir ses yükselir upuzun taşlarda
akşam güneşi piynarlara kızılca vurur
bir avcının vahşeti hüneri belki de budur
uçanı kaçanı vurması gördüğü kuştur
dağlar kayalıklar benzemez birbirine
arı gibi güzeller ot toplar eteğine
gün her gün sallanır doğu, batı
kaşları kara, gözler kömür, gölge perde
saçlar savrulur dağ yeliyle göğüslerde
çardaklar helik taştan eğreti çatı
dev gibi kayalar gölgelerden heybeti
etrafta birçok tepe Tanrı'nın serveti
çobanlar çıkar kaval çalar üstüne
yonca toplar ot biçer hep kucak kucak
en güzel taşları kesilmiş yontularak
kağnılarla gitti Kayı'da Atatürk büstüne
kar yağar dallara kaba yelle erirse
gölgeler uzar, ağaçlar boy verirse
mantarlar toplanır ateşte pişer
yağmur ve ottur belli mantarın özü
rüzgarla mutludur gece gündüzü
çocuklar yollara delice düşer
soğuksa havalar ben de üşürüm
hele gece ay ışıklarına ölürüm
ararım ey çocukluğum duy seni
otlarda yeşil dallarda nedir bilsem
gölgeler gibi sessizce dağa gelsem
ışık ışık karşıla yollarda beni
güneş altında koşan çocuğum
bir türkü söyle kurban olduğum
bilirim mazi geçmişte kaldı nihayet
baka baka doyamam gözlerine
gel beni dinle gel o eski dağ evine
mis gibi doğayı çocukça severek
ey Gedik Dağı ne var şimdi tepende
Olucak,Elmacık,suyun çıktığı yerde
yayla yollarında gelir tasla içerim
çayırlarda buz gibi sular var diye
ruhum doyurdun eriştim sevgiye
akşam uzaktan yıldızları seçerim
duyar mısın içimde coşan o esintileri
babam tırpanla biçerdi sararmış ekinleri
yumurtalar içerdik kümeste kırar
hangi hastalığa acep tedbirdi yine
hangi ot suyu iyi gelirdi dizlerimize
kaynayan pekmezlerde köpürür sular
ellerimizde sopa oynar koşardık peş peşe
işe giderdik erkenden sonsuzdu neşe
bir lokma yesek bile derdik hiç aç değiliz
ay yıldızlı bayrak taşırdık düğünlerde
dumanlar tüterken bacalı evlerde
delikanlılar kol kola türküler söyleriz
sürülerin bekçisi köpekleri koşarken seyret
kurtları, çakalları tanırlar kokudan elbet
kepenekler sürünür dolaşır orta yerde
beyaz yorgan gibi yünüdür omuzlarımızın
gittikçe yükü artar dağda ıslak kollarımızın
sıtımızdan boşanır o sıcacık akan ter de
dağ kekikleri, ayı gülleri apayrı güzelliktir
yıllar takvimleri, kurtlar koyunları boğar devirir
avcılar koşar peşlerinden hep yarışarak
ağaçlar vardır uzun ağaçlar vardır çürümüş
rutubetten ağaçların belleri bükülmüş
toplardık arabaya birbirimize bakışarak
köyün alt, üst ucunda mezarlıklar bulunur
gözyaşlarını rüzgar toprak ile savurur
sela verilir duyulur haber sabah ya da öğle
garibin yoksulun derdi kendine yeter
ölüye ağlamak ah ölmekten de beter
ey ebedi uyku evi mezar sen söyle
ben dertlerimle boğuşan ki bir ihtiyarım
ey Gedik Dağı yine de yollarında ben varım
çocukluğum kaval seslerinde kalan feryat
ağıtlarım un ufak mezar mermerlerinde
duyarım eski acılarımı tüm iliklerimde
ne verdi ki bana yaşanmamış şu hayat
hatırlarım sürdüğümüz iri tezekleri
aklımda anamın o sıcacık küçük evi
harmanda düvenler sürerdik öküzlerle
nerde şimdi o soğuk su dolu testiler
tüm azatların dallarını budadılar kestiler
şimdi çobanları bekler o ıssız dere
o fakir köy kızlarının çekingen zor bakışları
gelinlik giydiklerinde dinmezdi gözyaşları
oynadıkça yanardı ateşten kınalı elleri
birikirdi dudaklarında kıpkırmızı kan
terledikçe duyarlardı heyecan
inerdi yüzlerine ıslak saç telleri
gece pırıl pırıl doğar çakır yıldız
kıskanır birbirini güzel gelinle kız
istesem türkü söyler misiniz
dağlarda esen şu ince yelle
al yanaklarınız benzer taze güle
benimle oynarken siz güler misiniz
kiminiz kilim dokur evde kiminiz halı
kiminiz kır çiçeği kiminiz çiçek balı
sizi seven oğlan uykusuz yatar
bir ömür çekerler dağlarda çile
acıyla lale çiğdem sümbülü koklar
avutamaz gönlünü onlarla bile
ey çam sakızları, ey çalı çırpı, budak
keskin nacaklar sizden durmadı uzak
dağlarda herkes hür biraz deli
kurtlara kuşlara geçmez ki sözüm
batan günle kaybolur yaşanan günüm
şu yaşlı gözlerim bir bahar seli
hasretim andırır kuru gazeli
bir kıvılcım yeter yakmaya beni
sorma sensiz ah yaşıyorum
sesimi katarak sabah yeline
bülbülle yanarım her solan güle
dikenler acısına alışıyorum
rüzgar uyanır mevsim gelir geçer
çocuklar kuştur uçar, yaşlılar göçer
Kale'den bakınca ova dümdüz
ak saçlı yüzlerde benler kir leke
kayalardan iner mezara gölge
ey ölenler bilmem nasıl öldünüz
gözlerim açık bir bahar sabahında
taze kekik kokusunu içime çeker
derim nerde tavada haşlanmış etler
bakar iç çekerim ana baba ocağına
gözümün önün gelir o gazlı lamba
uzanır yatarım yün yatağıma
dağlarda kara çalılar ne garip hayat
yayla yollarında ekmeğin olsa da bayat
görünür güzel kızların kan dudaklarında
o saçların örgüsünü yoklarsın yorgun
bak, eyrek koyun kuzu dolu yaylada
dağılır dağlara sevdiğim baharla kokun
Fehmi Erdoğan - Eskişehir