Şimdi Geldük 3. Bölüme...
Banyo derken çoğu evlerde banyo yoğudu, tarihi hamamlar varıdı.
Çocukla üşümesin diye, mutfakta yere bi örtü serülü, üstüne teneke ileğen gonur,güğümlerde kaynayan su ılıştırulup, çimdürülüdü.
Her mahlede hayrat çamaşurlukla varıdı, çamaşurların, haluların yıkandığı...
Sıraynan gomşular gucak gucak odun götürüp ,gara gazanların altını yakarla, gaynayınca önce çamaşırları su gabanan alınan küllü suynan tokaçlayarak, çiteleye çiteleye yıkanudu.
Gar gibi oludu orada yıkanan çamaşurla.
Sona da çimme istemeyen yalın yapıldak gaçan çocukla yakalanu, zırlıyarak da olsa yunudu sıraynan...
Yazın gışa hazırlık yarma, bulgur, nişasta, erüşte, yoka v.s yapıludu.
Bulgur goca gara gazanlarda kaynatuludu.
Bulguru güneş gören yere çarşaflara yayarduk, bi de başında biz çocukla nöbet dutarduk.
Bizim sokak araluğu dar olduğundan, taa Mehmet Paşa İlkokulunun öğündeki tepeye sererdük yarmayı bulguru.
Gelen geçene de," Göz hakkı, avuç avuç alın yiyin ha! " derdük.
Yarmaları Halide yengelerin eşeği boştaysa ona yükleyip, boşda değülse hararları sırtlayarak tabahna mahlesindeki setene döğdürmeye götürüdük.
Setende buğdayın kepeğini ayırmaya yarayan değirmen daşını, at döndürüdü.
Yarmaları da serip, ağşamın serinliğinde rüzgar çıkınca galburunan gapcuklarını evserdük.
Uygun bi vakit Mahmur halanın el değirmeninde yarma bulgur çekerdük. Gışın da kah yarma çorbası, kah bulgur pilavı v.s yapıp turşuynan afiyetle şapırdadarak yiyoduk zımbabi.
Annem bahçede ki ağaçlardan yere düşen dutları, elmaları, narları hiç israf etmez, sirke yapardı.
Güplere de turşu gurardı, o sirkelerle, turşu nası da bolat gibi dönerdi.
Hele bi baldırcan turşusu yapardı ki, parmaklarımı yerdim nerdeyse!
Nişasta yapuluken buğday önce ıslanudu, ekşiyince ya büyük ileğanlerde, ya da soku daşında temüz ayağınan çiğnenüdü.
Hasta olanlara, boğazı acıyanlara nişastadan pölüza yapıp, sıcak sıcak içirülü ve eyi de gelüdü.
Gomşucak sırayla imece usulü ev makarnası kesülüdü.
Bayuludum makarna kesmesine, hemi de incecik kesiyam diye sevünüdüm, üst üste dizili, şerit halindeki hamurları...
Herhangi bi evde ölen biri olduğunda ev sahaplarının ağzını bıçak açmaz, süğüm süğüm ağlar, gud gud gururdular içten içe.
Eğer ağşamdan öldüyse, bütün mahle yas evine zabaha gadar gider gelü, kapı gıynaşuk bırakılu, ellü ayaklı olanla hizmet ederidi.
Yakınları hiç yaluğuz bırakulmaz, guran okunur, dualar edilüdü...
Cenaze gitdükden sona da, nerdeyse bir ay gomşula ve hısım akraba tarafından sini sini yemekler yas evine götürülüdü.
Mahlede herkes yas dutar, ilüğümüz üzülü, hicap edüp müzik neyim açıp dinemezle, gülmeye bile çekünüleridi.
Ve daha neler neler yapıludu...
Akluma gelen, haturladuklarım bunna.
Essahtan biz nerden, ne hale geldük?
Biz de yaşlanduk ellam!
Güpbüdü güpbüdü yörüyan ben, şimdi ağzumu bıçak açmıya.
Böğün bu yazıyı yazarken, rahmetli annem de garşımda duvardaki çerçeveli resimden, eyi ağşamla der gibi gülerekten bağa bakıya,
eyi ki ağladığımı görmüya!
Oğa bakınca essah sanıyam, nası da garipsedim bi bilseğiz.
Dantel işler gibi, yüreğime işlemişim onun her bir lafını, ilmek ilmek...
Gerçek gibi, düş gibi bayaktan beri mahleye bakıyam da, nerdeyse tüm ocaklar söyündü, insanla birer birer gayırıdan giddile, viran olan evlerin göğnü geçti. Her biri enkaz yığını, ben gibi birer sulu göz olmuşla, çığıra çığıra ağlıyola da, seslerini niyeyse hiç duyan yok, sahapları olmadığından mıdır nedir?
Kimler galdı ki, onca mahle ahalisinden geriye?
Yaluğuz yapdukları eyülükleri, hüzünlü anuları, gülen yüzleri, hoş lafları galdı gala gala!
Bi de sessiz soluksuz, ruhsuz, göğnüm gibi ıssız, harabeye dönen, yüzünden düşen bin parça olan, yalan dünyadan nasibini alan kırık dökük, ışığı sönen enkaz yığını öksüz evler...
Ne çok şey va daha özlemini duyduğum...
Hey gidi eski günle hey!
Her çocuk gibi ben de, büyümeyi iple çeken, her yere seyirderek giden, siyah önlüklü, saçlarını şimdiki gibi at kuyruğu değül de, lastik tokayla tepesinden gavice bağlayıp, üstüne gocaman alengirli beyaz gurdale gonduran, tenefüsleri haziden, sevimli, masum, gaygusuz, ağşam ezanına gadar oynayan, ay dedesi gibi etrafına ışık saçan bi çocuktum.
Yıllar sonra siyah beyaz fotoğraflarda kaldı çocukluğum!
Başkasını bilmem emme, ben çocukken, en güzel mutlu günlerin hep ilerüki yıllarda olduğunu zannedidüm.
Ne biliyim, böyle olacağını, bilsem çabucak büyümeye can atmazıdım.
Meğerse insan gaç yaşında olusa olsun, anne ve babası ölünce ağnuyomuş büyüdüğünü!
Mahlemizi hazitmeyi hazidiyam da, şimdi oraya gitdüğümd, bağa bi bun geliya ki, içim daralıya, ağlamaktan göveriyam nerdeyse!
Eskiden ben çocukgen öyle değülüdü, gülmekten iyoğlarım acırdı.
Bana " Ayla nakıt gelecen Köprü'ye! " diye sorana...
Göğnüm hala orda, hiç gidmedim ki demeyi diyam emme; aslında yumulak oyununda, soluk soluğa çıkmaz sokaklara sapan, gaybolan bi çocuktum, elinden elma şekerini düşüren...
AYLA CERMEN TÜFEKÇİ
Öykümü Samsun / Vezirköprü ağzıyla yazmaya çalıştım.
Hatalarım varsa affola.
Bazı laflarımı ağnamayanlara açıklayıcı bilgileri gine aşşaya yazdım.
Zımbabi:güçlü / Yalın yapıldak:Yalın ayak / Seten:Buğdayın dövüldüğü yer / Şapırdadarak:Bi şey yerken ağzından ses çıkarmak / Bolat: Keskin / Pölüza:Nişastadan yapılan muhallebi / Gud gud gurumak:İçten içe üzülmek /Elli ayaklı: Çalışkan /Essahtan:Gerçekten
Güpbüdü güpbüdü yürümek:Güçlü yürümek / Bayaktan:Birazdan / Göğnüm:Gönlüm / Alengirli:Şatafatlı / Gövermek:Morarmak / Yumulak:Saklanbaç / Soku:Tahıl kabuğu soymakta kullanılan büyük taş dibek / Zabaha gadar:Sabaha kadar / Eyülük:İyilik / Çığıra çığıra :Bağırarak,haykırarak / Çimdirmek:Yıkamak / Gazan:Büyük tencere, kazan /Çimdirmek :Yıkamak /Ellam:Heralde /İyoğlarım:Kaburgalarım