Kıymetli dostlarım, kıymetli okurlarım,
Türk sporunda hangi branş olursa olsun, federasyon başkanları ve başkan adayları seçim dönemi geldiğinde kulüpleri tanımaya, onlarla yakınlaşmaya ve iletişim kurmaya başlarlar. Seçim bittikten sonra ise adeta "sen sağ, ben selamet" anlayışı hâkim olur. Kulaklarını eleştirilere kapatır, dört yılın ne kadar çabuk geçtiğini unutur, telefonlara dahi çıkmamaya başlarlar. Olumlu ya da olumsuz hiçbir eleştiriye cevap vermezler. Ne hikmetse her şeyi en iyi onlar bilir ve kararları da tek başlarına alırlar.
Oysa hangi branş olursa olsun, milli takıma giden sporcuları yetiştiren kulüp antrenörleri ve kulüplerdir. Ancak çoğu zaman bu emek görmezden gelinir. Şunu unutmamak gerekir ki zamanı geldiğinde siz de görmezden gelineceksiniz.
Seçim döneminde verilen vaatlerin tutulmaması, sözlerin havada kalması federasyonları başarısızlığa sürükleyen en büyük etkenlerden biridir. "Nasıl olsa seçildim, dört yıl sonra yine kulüpleri arar, ağızlarına bir parmak bal sürer, yoluma devam ederim" anlayışı maalesef hâkimdir. Daha acısı, antrenörlerimiz ve kulüplerimiz de çoğu zaman buna ses çıkarmaz. Başkanın istediği gibi kimse karışmasın; arada bir yurt dışı seyahatleri yapılsın; etrafında "Kralım çok yaşa" nidaları yükselsin… Olan yine Türk sporuna olur.
Başarısızlıklar arka arkaya gelir, camia içinde parçalanmalar ve bölünmeler yaşanır. 30-40 yıllık dostluklar "senin adayın, benim adayım" tartışmaları yüzünden sona erer. Seçimden sonra ise kimse çıkıp "Başkan, senin için dostlarımla aram bozuldu; bunun sebebi sensin" demez. Başkan keyfine bakar, dünya turlarına çıkar; Türk sporu ise yerlerde sürünmeye devam eder.
Maalesef mevcut sistem de buna zemin hazırlamaktadır. Oysa sistem, başarısız federasyon başkanlarını ve yönetimlerini görevden alabilmeli, camiadan gelen seslere kulak verebilmelidir. Ancak bir siyasi güce sırtını yasladıktan sonra işler kolaylaşmakta; Al yıldızlı bayrağımız ve İstiklal Marşı'mız gerektiği gibi düşünülmemektedir.
Milli takım oluşturulurken dahi adalet tartışmaları yaşanmaktadır. Söz verilmiş kulüplerin sporcuları tercih edilmekte; diğer kulüplerin, gerçekten şampiyonalara gitmesi gereken sporcuları ve antrenörleri geri planda kalmaktadır. Böyle olunca, Türk sporunun lokomotifi olmuş kulüpler ve antrenörler de zamanla motivasyonlarını kaybetmektedir. Çünkü ne yaparlarsa yapsınlar, son sözün hep "tepede" olduğunu bilmektedirler.
Bu böyle olmamalıdır. Türk sporunu denetleyen güçlü ve bağımsız bir mekanizma kurulmalıdır. Federasyon başkanlığı en fazla iki dönemle sınırlandırılmalıdır. Özellikle başarısız olan, verdiği sözleri yerine getirmeyen başkan ve yönetimler görevden alınabilmelidir.
Aslında spor kulüplerinin elinde büyük bir güç vardır; fakat çoğu bunun farkında değildir. Federasyon seçiminin ardından yapılan mali genel kurul en kritik aşamadır. Kulüpler birlik olabilse, mali genel kurulda federasyon başkanını görevden alabilecek yetkiye sahiptir. Ne var ki halk arasında "şakşakçı" diye tabir edilen, "Kralım çok yaşa" diye bağıran bir kesim yüzünden bu birlik sağlanamamaktadır.
Sonuçta yine dört yıl beklenir. Dört yıl sonra birkaç tatlı söz ve yeni vaatlerle kandırılan güzel ülkemin güzel kulüpleri ve antrenörleri olur.
Kalın sağlıcakla.



