HOŞGELDİNİZ! BUGÜN 10 MART 2026, SALI

Yaralı Bir İmamın Adalet Dersi: Şahadet Anındaki Vasiyetler

10.03.2026 00:00
İslam tarihinin en hüzünlü ve kırılma noktası sayılan olaylarından biri hiç şüphesiz Müminlerin Emiri İmam Ali'nin (a.s) şahadetidir. Onun vefatı, sadece bir liderin kaybı değil, aynı zamanda ilim, adalet ve samimi imanın yeryüzündeki en müstesna temsilcilerinden birinin gidişidir. Bugün sizlere; İmam Ali'nin (a.s) kalleş bir suikaste kurban gittiği o karanlık geceyi, şahadeti önceden sezişini, metanetini ve son anlarında bile oğlu İmam Hasan (a.s) üzerinden insanlığa verdiği eşsiz ahlak derslerini derinlemesine ele alan tarihi bir kesit paylaşacağım. Katiline bile adalet ve merhametle yaklaşılmasını öğütleyen bu tarihi anı, Ehl-i Beyt mektebinin yüce seciyesini gözler önüne sermektedir.

İmam Ali'nin Şahadet Gecesi

İmam Ali (a.s), tanyerinin ilk ışıkları henüz ağarmadan evinden çıkıp Rabbine yakarıp ibadet etmek üzere Kûfe mescidine giderken, oğlu İmam Hasan'a (a.s) armağan edilmiş olan bir grup kaz ötüşerek yüzüne doğru uçtu. İmam Ali (a.s), bu kazların ötüşünü büyük bir olayın, yıkıcı bir musibetin meydana geleceğinin habercisi olarak algıladı ve "La havle vela kuvvete illâ billâh. Arkasından, feryatların geleceği ötüşmeler!" dedi.

İmam Ali (a.s), hurma ağacı gövdesinden yapılan mescit kapısını açmaya yöneldi. Fakat onu açmakta zorlandı. Onu yerinden çıkardı. O arada çözülen izarını bağlarken, şu iki beyti söyledi:

İzarını (kemerini) ölüm için sıkıca bağla / Çünkü ölüm seni karşılayacak

Ölümden korkup üzülme / Vadine ulaştığı zaman

İmam Hasan (a.s), babasının bu kadar erken bir vakitte evden çıkmasına kaygılanarak ona:

  • Bu vakitte çıkmanın sebebi nedir, diye sordu.



  •  
  •  

İmam Ali (a.s):
 

  • Bunun sebebi, bu gece gördüğüm ve beni dehşete düşüren rüyadır, dedi.



  •  
  •  

İmam Hasan (a.s):
 

  • Hayırdır ve hayır olsun, onu bana anlat, dedi.



  •  
  •  

Bunun üzerine İmam Ali (a.s) şunları söyledi:
 

  • Cebrail'in gökten, Ebu Kubeys tepesine indiğini gördüm. Oradan iki taş alarak Kâbe'ye doğru yürüdü. Kâbe'nin yanında o taşları birbirine çarptı. Çarpmanın etkisi ile taşlar toz hâline geldi. Bu tozlar öyle dağıldı ki, Mekke ve Medine'de içine bir parçasının girmediği tek bir ev bile kalmadı.



  •  
  •  

İmam Hasan (a.s):
 

  • Peki, bu rüyayı nasıl yorumluyorsun, diye sordu.



  •  
  •  

İmam Ali (a.s):
 

  • Eğer rüyam doğru çıkar ise, senin baban öldürülecek ve Mekke ile Medine'de benden dolayı duyulacak hüznün ve üzüntünün girmediği tek bir ev bile kalmayacak, dedi.



  •  
  •  

İmam Hasan (a.s), babasının bu sözleri üzerine dalgınlaştı, kendinden geçti ve hazin fısıltılarla inleyen kısık bir sesle:
 

  • Bu olay ne zaman olacak, diye sordu.



  •  
  •  

İmam Ali (a.s) oğluna şu cevabı verdi:
 

  • Yüce Allah: "Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez ve hiç kimse hangi yerde öleceğini bilemez."¹ buyuruyor. Fakat sevgilim Allah Resulü (s.a.a), bu olayın ramazan ayının son on günü içinde olacağına dair bana söz verdi. Beni Abdurrahman b. Mülcem öldürecek.



  •  
  •  

İmam Hasan (a.s) dedi ki:
 

  • Bunu biliyorsan, öldür onu.



  •  
  •  

İmam Ali (a.s) ise ona:
 

  • Cinayetten önce kısas uygulamak caiz değildir. Henüz cinayet işlenmedi, dedi.



  •  
  •  

Arkasından İmam Ali (a.s) oğluna, yatağına döneceğine dair yemin ettirdi. İmam Hasan (a.s) da zorunlu olarak bu emre uydu.²

İmam Hasan Yaralı Babasının Yanında

İmam Ali (a.s) Kûfe mescidine vardı ve eşkıyaların en azılısının eli ile o büyük facia meydana geldi. Kûfe halkı faciyayı duyar duymaz mescide koştu.

İmam Ali'nin (a.s) oğulları da hızla olay yerine koştular. İmam Hasan (a.s) mescide ulaşanların başında geliyordu. Babasını mihrapta yere yığılmış buldu. Yüzü ve sakalı kana bulanmıştı. Çevresini sarmış olan cemaat namaz için ilk tedavisini yapmaya çalışıyordu.

Oğlu Hasan (a.s) ile göz göze gelince, ona cemaate namaz kıldırmasını emretti. İmam Hasan (a.s) namaz kıldırırken, o da yerde oturmuş namaz kılıyordu ve yarasından kan akıyordu.

İmam Hasan (a.s) namazı kıldırdıktan sonra babasının başından tutarak kucağına aldı ve "Sana bu işi kim yaptı?" diye sordu. İmam Ali (a.s): "Abdurrahman b. Mülcem." Cevabını verdi.

İmam Hasan (a.s): "Peki hangi taraftan kaçtı?" diye sorunca, İmam Ali (a.s): "Hiç kimse onu aramaya gitmesin, o sizin yanınıza şu kapıdan gelecektir." Diyerek mescidin Kinde kapısını işaret etti.

Nitekim kısa bir süre sonra cemaatin İbn Mülcem'i İmam'ın gösterdiği kapıdan içeri getirdikleri görüldü. Adam eli arkadan bağlı ve başı açık olarak getirilmişti. Bu durumda, İmam Hasan'ın (a.s) huzuruna getirildi. İmam Hasan (a.s) ona dedi ki:

Ey melun, müminlerin emirini, Müslümanların imamını niçin öldürdün? Seni korumasının, yakınına almış olmasının karşılığı bu mu idi ki, ona bu şekilde karşılık verdin?

O sırada İmam Ali (a.s) gözlerini açtı ve ona şöyle dedi:

Çok canice bir iş yaptın, büyük bir cinayet işledin. Ben sana şefkat gösterip bağışta seni başkalarının önünde tutmadım mı? Niçin bana bu karşılığı verdin.

Arkasından oğlu Hasan'a (a.s) döndü ve katiline iyi davranmasını tavsiye etmek üzere: "Ey oğulcuğum, esirine karşı merhametli ve müşfik ol." Dedi.

İmam Hasan'ın (a.s): "Ey babacığım, bu melun adam seni öldürüp bize acını tattırdı. Sen ise ona yumuşak davranmamızı emrediyorsun!" demesi üzerine, İmam Ali (a.s) oğluna şu cevabı verdi:

Ey oğulcuğum, biz rahmet ve mağfiret beytinin (evinin) ehliyiz. Ona yediğin yemekten yedir, içtiğin sudan içir. Eğer ben ölürsem, kısas cezası uygulamak suretiyle onu öldür. Fakat sakın ona müsle (organ tahribi) yapma. Zira ben Resulullah'ın (s.a.a): "Kudurmuş köpeğe bile, sakın müsle yapmayın." Dediğini işittim. Eğer yaşasaydım, ona nasıl davranacağımı bilirdim. Onu affetmekte öncelik bana aittir. Biz Ehl-i Beyt ailesi bize karşı suç işleyenlere aftan ve iyilikten başka bir şey yapmayız.³

İmam Hasan (a.s) üzüntü ve elemin yaktığı kalbi ile babasına bakarak şöyle dedi:

Ey Babacığım, senden sonra biz kiminle mutlu oluruz? Seni kaybetmenin elemi, bizim için Resulullah'ın kaybının elemi gibidir.

İmam Ali (a.s) onu kucaklayarak kaygısını yatıştırmak üzere buyurdu ki:

Ey oğulcuğum, Allah kalbini sabırla sakinleştirsin. Beni kaybetmenizin acısı miktarınca senin ve kardeşlerinin ecrini arttırsın.

İmam Hasan (a.s) babasını tedavi etmeleri için bir doktorlar kurulu topladı. Bunların en yetkili uzmanı, Useyr b. Amr es-Sukunî idi.⁴

Bu doktor sıcak bir koyun ciğeri istedi. Bu ciğerden çıkardığı bir damarı İmam'ın (a.s) yarasına soktu. Sonra damara üfleyip onu geri çıkardı. Çıkan damara beynin ak maddesinin bulaştığını gördü. Çünkü aldığı darbe beyninin içine ulaşmıştı.

Doktor gördükleri karşısında irkildi ve İmam'a (a.s) dönerek ümitsiz bir sesle: "Ey Emirü'l-Müminin, vasiyetini yap; çünkü ölmek üzeresin." Dedi.⁵

İmam Hasan (a.s) babasına baktı. Gözyaşları yanaklarından akıyor, yuvasından fırlayacak gibi atan kalbinin titreştiği bir sesle: "Babacığım, belimi kırdın. Seni bu hâlde görmeye nasıl dayanabilirim?" dedi. İmam Ali (a.s) ona doğru baktı, üzüntünün bütün varlığını kapladığını görünce, yumuşak bir dille şunları söyledi:

Ey oğulcuğum, baban için bu günden sonra keder ve üzüntü söz konusu değildir. Çünkü bugün deden Muhammed Mustafa'ya, büyük annen Hatice'ye ve annen Fatıma'ya kavuşuyorum. Cennet hurileri babanı bekliyor, her an onu gözlüyorlar. O hâlde üzülmene sebep yok. Ey oğulcuğum, ağlama!

İmam'ın (a.s) kanı zehirlenmişti. Bu sebeple yüzü sararmaya başladı. Buna rağmen sakin ve huzurlu idi. Gözlerinin içi gülümsüyordu. Gökyüzünün ufuklarına bakarak, sürekli biçimde Allah'ı zikrediyor, O'nu tesbih ediyor, O'na sığınarak dua ediyor ve şöyle diyordu:

Allah'ım! Senden, peygamberler ve vasiler ile bir arada olmayı ve cennetin en yüce derecelerini istiyorum.

Az sonra bayıldı. Bunu gören İmam Hasan'ın (a.s) kalbi eridi. Göz pınarlarını dolduran iri damlalı gözyaşları ile hüngür hüngür ağlamaya başladı. Gözyaşı damlaları babasının yüzüne düşüyordu...

Ardından babası ayıldı. Oğlunun perişan hâlini görünce, kaygısını yatıştırmak üzere şunları söyledi:

Ey oğulcuğum, nedir bu ağlaman? Baban için bugünden sonra keder ve üzüntü söz konusu değildir. Ey oğulcuğum, sen zehirlenerek öldürüleceksin, kardeşin Hüseyin de kılıçla öldürülecek.

İmam Ali'nin (a.s) şahadetiyle sonuçlanan bu trajik olaylar zinciri, İslam tarihinin en acı yapraklarından biri olmasının yanı sıra, insanlık tarihi için de eşsiz bir ahlak ve metanet dersi niteliğindedir. Onun, canına kastedildiği en kritik anlarda bile adaletten sapmaması, katiline gösterilecek muamelede merhameti elden bırakmaması ve oğlu İmam Hasan'a (a.s) verdiği son vasiyetleri, Ehl-i Beyt'in "rahmet ve mağfiret evi" olma vasfını en somut şekilde ortaya koymaktadır. İmam Ali'nin şahadeti, sadece fiziksel bir ayrılık değil; ilim, adalet ve hakkaniyetin yeryüzündeki en gür seslerinden birinin susmasıdır.

Rabbim sefahatlerini özerimizden eksik etmesin...

 


¹ Lokmân, 34

² Hayatu'l-İmami'l-Hasan, 1/557–558

³ Kaynak metinde atıf yapılan dipnot numarası belirtilmemiş olmakla birlikte, içerik benzeri rivayetlerde yer almaktadır.

⁴ Kaynak metinde bu kısım için dipnot numarası 2 olarak verilmiş ancak bir önceki bölümde de 2 numaralı dipnot kullanılmıştır.

⁵ el-İstiab, 2/62 (Kaynak metindeki 1 numaralı dipnot bu referansa karşılık gelmektedir).

(Kaynak, "Hidayet Önderleri cilt 4 sayfa 132")




 
Mustafa ÇOBANOĞLU / diğer yazıları
Yorumlar
Yorum bulunmuyor.
Yorumlarınızı paylaşın

--







logo

   E-posta: bilgi(@)eskisehirdenhaber.net
Tüm hakları Eskişehirden Haber adına saklıdır: ©2019-2026

Yazılı izin alınmaksızın site içeriğinin fiziki veya elektronik ortamda kopyalanması, çoğaltılması, dağıtılması veya yeniden yayınlanması aksi belirtilmediği sürece yasal yükümlülük altına sokabilir. Daha fazla bilgi almak için telefon veya eposta ile irtibata geçilebilir.
Mobil uyumlu haber yazılımı: www.eticaret.com.tr